7 Şubat 2012 Salı

Eli Kitaplı Adam

ELİ KİTAPLI ADAM

Çoğu insan eli boş gezmez. Kimi çanta taşır, kiminin sigara düşmez elinden. Kimi şişe, kimi kadeh tutmayı sever, kimi tesbih çeker, kimi zincir sallar. Ben, elimde kitap olmadan sokağa çıkamam, bir yere gidemem. Parkta otururken, otobüs beklerken boş durmam, etrafıma aval aval bakmam, kitabımı açıp okurum. Yanımda kitap olmadığı zaman kendimi çıplak hissederim, yürümemi şaşırırım, elimi kolumu nereye koyacağımı bilemem. Kitap okumaya bir daldım mıydı konuşmayı, hatta yemeyi içmeyi unuturum. Bu huyumu bilen dostlarım, konuşayım, okumaya dalmayayım diye, evlerine geldiğimde, kitap, dergi, gazete gibi okunacak şeylerini saklarlar, ortadan kaldırırlar.

Geçenlerde bir veli toplantısına gittim. Sınıf öğretmeni, öğrencilerin okuma alışkanlığı kazanamadıklarından söz etti. Veliler de bundan dert yandıkları için, benden bir çözüm yolu istediler. Velilere, “Siz evde kitap okuyor musunuz?” diye sordum. Hiçbiri evet diyemedi. Kimi kitap pahalılığından yakındı, kimi işlerinin çokluğundan dem vurdu, kimi kitap okumak için boş zaman bulamadığını, hatta günlük gazeteleri bile okuyamadığını ileri sürdü. Acı bir gülüşle, “Siz elinize bir kitap alıp çocuğunuza iyi örnek olmadıktan sonra ne deseniz boş. Çocukların okuması, kültürünün gelişmesi öğütlerden çok örneklerle olur” dedim.
Kim ne derse desin, ben okurum arkadaş! Kitap alacak param yoksa kitaplıklara giderim, kitapçılarda kitapları, dergileri karıştırırım, sayfaları çevirerek fikir edinmeye çalışırım. Okuyan birini gördüğüm zaman sevinir, ne okuduğunu anlamak isterim. Ama şöyle bir bakıyorum da kitap okuyanlar gittikçe azalıyor. Bu yüzden elinde kitapla dolaşan, kitap okuyan benim gibiler bir yama gibi sırıtıyorlar herkesin içinde.
Geçenlerde benim elimden hiç kitabın düşmediğini gören Ayşe Teyze ne dedi biliyor musunuz? “Ne zormuş senin işin yavrum. Memurlar bile okumayı yazmayı dairelerinde bırakırlar. Oysa sen gece gündüz kitap okuyor, bir şeyler yazıyorsun. Bundan hiç yorulmuyor, bıkmıyorsun. Madem bu kadar kitap okuyorsun da niye az para alıyorsun? Okumamışlar neden senden daha çok kazanıyorlar?”
Sustum, önüme baktım. Ne diyebilirdim ki? Okuyup yazmam işimin değil aydın olmamın gereğidir. Bu da parayla pulla ölçülmez. Ben para kazanmak için değil, zevk için okuyorum, desem bana enayi gözüyle m bakardı, yoksa şaka ettiğimi mi sanırdı...
Çarşıya çıktığımız zaman karım manifatura, tuhafiye mağazalarının vitrinlerinden gözlerini ayırmaz, ben kitaplara bakarım. Bu konuda sık sık tartışırız. “Her taraf kitapla doldu, ev darlaştı. Senin yüzünden eşyalarımı koyacak yer bulamıyorum” der. Hiç aldırmam. Kitaplığımdaki kitapların tozlarını alırım, siler, okşarım sayfalarını, gözüm gibi bakarım onlara. En kızdığım kişiler kitabın değerini bilmeyenler, onu yırtan, hırpalayan, çöpe atanlardır. Hele şurada burada saatlerce bomboş oturanları ya da incir çekirdeğini doldurmayacak laflar edenleri görüyorum da sinir oluyorum. Ellerine birer kitap tutuşturmak, boş duracağınıza kitap okusanız günaha mı girersiniz, diye bağırmak, azarlamak istiyorum. Kitapsız insanlardan nefret ediyorum. Onları adam yerine koymuyorum.
Kimileri de, “Okuyayım ama ne okuyayım? O kadar çok çeşitli kitap var ki, insan hangi birini okuyacağına şaşırıyor” diyorlar. Bu da laf mı yani? Oku da ne okursan oku; al bir kitap eline, sevgili gibi bas bağrına. Kitap bulamazsa gazete, dergi oku, şarkı, türkü oku. Kimi sayın büyüklerimiz gibi vatandaşın canına okuma da istersen maval oku, hariçten gazel oku, dua oku, kim ne derse desin, bildiğini oku! “Oku oku budur sonu” diye okumuş yazmış adamların itilip kakılmalarına kafayı takma, karamsarlığa kapılma, kötümser olma. Kitap okuyarak vatanı kurtaramazsın belki ama kendini bilgisizlikten, görgüsüzlükten kurtarırsın.
Kitap taşımak tabanca, bıçak taşımaktan iyidir. Sıcak havalarda yelpaze yerine koyar, sallar, serinlersin, sayfalarının arasına para, değerli eşyalarını koyarsın. Nasıl olsa kitabın kapağını açmayacağı için her şey yerli yerinde durur, gel gidelim diyen olmaz! Sizi taciz etmeye kalkanların başına kitabınızı indiriverdiniz mi, tacizci feleğini şaşırır, neye uğradığını bilemez, kafasına balyoz indiğini sanır. Bir de, kitapsız olmakla suçlanamazsınız. Hele elinizde kara kaplı bir kitap varsa saygınlığınız artar. Bir şey soran olursa yüzüne anlamlı bir bakış fırlatır, dudak büker; “Hele şu kara kaplıya bir bakalım” dersiniz, sayfaları ağır ağır çevirir, kafanızı sallarsınız. İtiraz edenlere “Kitapta yeri var” dediniz mi akan sular durur, akıl ve mantık tavana vurur! Elinizdeki kitap kültürlü bir hava verir, sizi ayrıcalıklı bir kişi yapar.
Geçenlerde beni hiç görmeyen ama tanışmak, görüşmek isteyen biri evimize gelmiş. Karım Tanyeri parkında olduğumu söylemiş. Adam geldi ve beni şıp diye buldu. Şaşırdım, o kadar kişinin arasında beni nasıl bildiğini sordum. Güldü, “Gayet basit, dedi. İçlerinde elinde, masasında kitap olan sadece siz vardınız.” Çevreme şöyle bir baktım. Haklıydı. İlaç için bile olsa, kitaplı biri yoktu oturanların arasında, ben aralarında ayrıkotu gibi kalmıştım.
Buna benzer şöyle bir olay olmuş geçenlerde. Dış memleketlerinden birinden Türkiye’ye gelen yabancı biri, turistik bir otelin lobisinde, aradığı Türk’ü hemen bulmuş. Nasıl mı? Oturanların arasında kitap okumayan bir tek kişi bizimkiymiş...
Kitapların, değerini bilmeyenlerin eline düşmesi, kaldırımlara, ayaklar altına serilmesi, yok pahasına satılması içimi çok sızlatıyor. Onların okunmadan raflarda sararıp solmasına, yıpranmasına dayanamıyorum. Hele kendisine yazarı tarafından armağan edilen, imzalanan kitapları atan satan kişileri görünce tepem atıyor.
Kitabı o kadar seviyorum ki, kitap okurken öleyim, mezar taşıma kitap resmi yapılsın ve şöyle yazılsın diyorum: “ Herkes birbirinin canına okurken/ O, sadece kitap okudu Kitap okumaktan, okutmaktan başka suçu yoktu”
Kitap okumak, okutmak suç mu olur demeyin. Öğretmenliğim sırasında öğrencilere tebliğler dergisinde tavsiye edilmeyen kitapları sınıfta okuttuğum, satışlarında yardımcı olduğum için ceza aldım ve sürüldüm! Bunu Milli Eğitim Bakanlığı yapıyor, şu işe bakın!
Kendini yorma. Biz biliyoruz kitabın önemini, değerini mi diyorsunuz? Oh, içime su serpildi, çok memnun oldum, sevindim. Gelin tanışalım, görüşelim sizinle. Buyurun, bir acı kahvemi için. Kitaplardan söz edelim, kitap sevgimizi paylaşalım, kaynaşalım. Beni nasıl mı bulacaksınız? “Eli kitaplı adamı arıyorum” deyin, hemen gösteriverirler.
***********